Kayıtlar

havuz problemi - arkası yarın

  Earl gray adını 19. yy'ın Britanya başbakanlarından biri olan 2. Earl Grey'den almıştır.  Bir söylentiye göre, çay, bir çin mandarini tarafından oğlunun sir Grey'in adamlarınca kurtulması sonucu lordumuza hediye edilmiştir.  Lord grey bu çayı öyle beğenmiştir ki çay tüccarı twonongs (reklam almıyorum) şirketinden buna benzer bir çay hazırlamasını istedi. İlk "Earl grey" çayı , twonongs tarafından İngilterede satıldı .   -Ne alırdınız efendim ? -Earl Gray lütfen. Bir de şeker.  ..   Çayı severek içmeye başladığı ilk günden beri şeker kullanmazdı aslında. Sadece mutsuz ve tedirgin anıları tatlandırmak için eli giderdi. Tıpkı bu sabah olduğu gibi.   Ondan önceki sabah da...  Ve ondan önceki...      Bir süredir itina ile boktan sabahlarını tatlandırmak için aç karnına bir kesme şekeri earl gray ile alıyordu.  Camdan dışarı baktı. İçinde bir yer eve dönüyor olmaktan mutluydu. Belki de ...

Gundeme Sokmak

Resim
Merhaba gencler.Malum bir suredir buralarda degildim. Yoklugumu firsat bilip hemen muzik konusmussunuz. Simdi biraz da beni dinleyin. Ulkemizde kara muzik turunun en onemli ismi Ayse Hatun Onal’dan bahsedecegim. Hatun alabildigine guzel olmasinin yaninda muzik sektorunde de uzun yillardir boy gosteriyor.Yaptigi muzigin altyapisinin basarili oldugu sagda solda konusuluyor. Ben de ortamlarda bu fikre katiliyorum. Sikinti biraz sozlerde gibi. Sanki sukur bugun de ritmimizi bulduk deyip soz yazmayi unutuyor gibi. Ya da sarkiyi soylerken sozlerini yanlis hatirliyor sonra tekrar donup daha yanlis hatirliyor.  Sarki suresince kafada hep bir acaba yanlis yerden mi girdi ya da yanlis sarkiya mi girdi tedirginliği var. Bu gergin ortam kendisini sevmemin en buyuk nedeni.  Samimiyetine ise tum kalbimle inaniyorum. Degisik bir kafa yapisi var. Sanki bu hanim kizimiz hayatin absurtlugunu hepimizden daha iyi anliyor ve eserlerinde biraz bunu isliyor gibi. Cogu al da at dercesine sarkilar....

25 OCA PAZ PAZ MÜZ

Başıma bir şey gelmiş olmasın. Birinci tekil rivayet bir rüyanın içindeymişim. Biraz önce uyandım, kalktım. Sanırım şimdi gidip gerçek yerime yatıyorum. Umarım başıma bir şey gelmez.

Ünlü sanatçı hayranlarını üzdü!

Resim
Tavsiye bir albümdür naçizane: "songs of innocence". Al birini vur diğerine, hepsi çok müzik. Bono'nun kolu kırılmış bu arada, hayranlarını üzdü. İlk bisikletten düştüğünü öğrenince ben biraz gülümsedim açıkçası ama altı yerinden kolunu kırmış. "Bir daha gitar çalamayabilirim" demiş. Bu albüm değerlenir benden söylemesi. The troubles güzel, dereleri takip eden kızla beraber. Every breaking wave güzel. California güzel.  Köprü möprü zaten güzeldir yani. Buradan da yeri gelmişken Furkan'a selam söylüyorum.  :(

Gumberlatch Korsanı - Bölüm 1

Kimsenin bilmediği bir aksanda konuşuyordu. Üzerinde yalnız beyaz renkte yırtık keten bir gömlek ve çamurlu bir pantolon vardı. Sesi telaşlıydı, bir takım adamlardan bahsediyordu. Ara ara iştahla yutkunuyordu. Kimi zaman heyecan gözlerinden taşıyor, kim zaman vahşet mimiklerinden okunuyordu. Bir süre sonra sakinleşti, çok geçmeden de sızmıştı ahşap başlıklı yeşil kanepede. *** Dürterek uyandırmaya çalıştı. Pek işe yarayacak gibi görünmüyordu. Normalde de pek işe yarayacak biri gibi görünmüyor diye düşündü, öylece bıraksam diye düşündü. Belki hiç uyanmaz. Sıkıcı bir günün akşamüstü karakola gelen bu yamyam kılıklı denizciyle uğraşmak istemediği çok açıktı. Bir daha dürttü, hala kıpırtı yoktu patates çuvalında, aslında sağlam bir yumruk savurdu da denebilirdi. Bir kadına göre hiç fena vurmazdı. Memur Murphy bunu en iyi bilenlerdendi, geçen yaz neredeyse dayağı yiyordu. Hah işte kadro tamamlandı, Murphy ve sürekli yanında gezen sünepe Tom, acaba Tom muydu adı? Neyse, diye...

Çekirdek Sizin Dostunuz Değildir

Hayatı boyunca tanıdığı insanların hep zamana ihtiyaçları oldu. O ise aksine zamanı olmayan duyguların peşindeydi. Sorsanız biraz zamana ihtiyaçları vardı hem de. Görünen o ki kargaydılar, bitmeyecekti o ihtiyaçları olan zaman. Ne yani o bunu bilmiyor muydu? Söyleyin ne olursunuz, sarılmanın zamanı olur mu! Koklamanın bir zamanı mı var? Bildiği kadarıyla burun saat, dakika, saniye, yıl algılayamıyor. Ona göre zaman çekirdekti, bir paketine ayırdığınız zaman bir saate eşitti. Nasıl harcadığınızı fark etmezdiniz, keyif alırdınız belki. Anlaşılan o ki dil de farkına varamıyordu zamanın. Bittiğinde pişmanlık, belki biraz hüzün olurdu. Ne diye bir paket dahi çekirdeği ihtiyaç duyacaktı. Görmek öyle değildi, onun zamanı vardı. Emindi bundan; ama görmek de değildi derdi, kulaklarında sıcaklık olacak bir çift söze bile dans edebilirdi. Çıt! Bu çekirdek sesi değil. Şurada bir yerde ağlayabilirdi, nasıl olsa kimse görmeyecekti yine. 

Bak Postacı

Araçtan indi, sürgülü arka kapıyı her zamanki hareketleriyle açtı. Onlarca kutu, evrak arasından bu sokakta yaşayan o insan için olanı buldu. Kapıyı kapattı, etrafına bir göz attı.  Demek burada yaşıyordu. Nereden baksan beş-altı sene oldu görmeyeli diye düşündü. Zaman değiştirmemişti onu. Öfkeliydi belki o zamanlar, şimdi dinmişti. Üç katlı binanın ikinci ziline basmak için hazırlandı. O tanıdık ismi aradı. Yoktu. Yerine mavi gömleği ve siyah ceketiyle sabahın erken vakti arabasına atlayıp işine giden tıraş kokulu bir adamın ismini gördü. İsteksizce bastı. Bir süre ses gelmedi. Sonra açıldı otomatik kapı. İlk adımın apartman boşluğundaki tok sesi, bir kız çocuğunun sevimli sesine karıştı.   -           -  Kim o? Cevap vermeden tırmandı merdivenleri. -             -  Kimmiş kızım? Onun sesiydi. Durdu. Yutkundu. Bir adım daha, yavaşça devam etti. Ufak sohbetini dinledi küçük kız ve annesinin. Kata var...