Kayıtlar

25 OCA PAZ PAZ MÜZ

Başıma bir şey gelmiş olmasın. Birinci tekil rivayet bir rüyanın içindeymişim. Biraz önce uyandım, kalktım. Sanırım şimdi gidip gerçek yerime yatıyorum. Umarım başıma bir şey gelmez.

Ünlü sanatçı hayranlarını üzdü!

Resim
Tavsiye bir albümdür naçizane: "songs of innocence". Al birini vur diğerine, hepsi çok müzik. Bono'nun kolu kırılmış bu arada, hayranlarını üzdü. İlk bisikletten düştüğünü öğrenince ben biraz gülümsedim açıkçası ama altı yerinden kolunu kırmış. "Bir daha gitar çalamayabilirim" demiş. Bu albüm değerlenir benden söylemesi. The troubles güzel, dereleri takip eden kızla beraber. Every breaking wave güzel. California güzel.  Köprü möprü zaten güzeldir yani. Buradan da yeri gelmişken Furkan'a selam söylüyorum.  :(

Gumberlatch Korsanı - Bölüm 1

Kimsenin bilmediği bir aksanda konuşuyordu. Üzerinde yalnız beyaz renkte yırtık keten bir gömlek ve çamurlu bir pantolon vardı. Sesi telaşlıydı, bir takım adamlardan bahsediyordu. Ara ara iştahla yutkunuyordu. Kimi zaman heyecan gözlerinden taşıyor, kim zaman vahşet mimiklerinden okunuyordu. Bir süre sonra sakinleşti, çok geçmeden de sızmıştı ahşap başlıklı yeşil kanepede. *** Dürterek uyandırmaya çalıştı. Pek işe yarayacak gibi görünmüyordu. Normalde de pek işe yarayacak biri gibi görünmüyor diye düşündü, öylece bıraksam diye düşündü. Belki hiç uyanmaz. Sıkıcı bir günün akşamüstü karakola gelen bu yamyam kılıklı denizciyle uğraşmak istemediği çok açıktı. Bir daha dürttü, hala kıpırtı yoktu patates çuvalında, aslında sağlam bir yumruk savurdu da denebilirdi. Bir kadına göre hiç fena vurmazdı. Memur Murphy bunu en iyi bilenlerdendi, geçen yaz neredeyse dayağı yiyordu. Hah işte kadro tamamlandı, Murphy ve sürekli yanında gezen sünepe Tom, acaba Tom muydu adı? Neyse, diye...

Çekirdek Sizin Dostunuz Değildir

Hayatı boyunca tanıdığı insanların hep zamana ihtiyaçları oldu. O ise aksine zamanı olmayan duyguların peşindeydi. Sorsanız biraz zamana ihtiyaçları vardı hem de. Görünen o ki kargaydılar, bitmeyecekti o ihtiyaçları olan zaman. Ne yani o bunu bilmiyor muydu? Söyleyin ne olursunuz, sarılmanın zamanı olur mu! Koklamanın bir zamanı mı var? Bildiği kadarıyla burun saat, dakika, saniye, yıl algılayamıyor. Ona göre zaman çekirdekti, bir paketine ayırdığınız zaman bir saate eşitti. Nasıl harcadığınızı fark etmezdiniz, keyif alırdınız belki. Anlaşılan o ki dil de farkına varamıyordu zamanın. Bittiğinde pişmanlık, belki biraz hüzün olurdu. Ne diye bir paket dahi çekirdeği ihtiyaç duyacaktı. Görmek öyle değildi, onun zamanı vardı. Emindi bundan; ama görmek de değildi derdi, kulaklarında sıcaklık olacak bir çift söze bile dans edebilirdi. Çıt! Bu çekirdek sesi değil. Şurada bir yerde ağlayabilirdi, nasıl olsa kimse görmeyecekti yine. 

Bak Postacı

Araçtan indi, sürgülü arka kapıyı her zamanki hareketleriyle açtı. Onlarca kutu, evrak arasından bu sokakta yaşayan o insan için olanı buldu. Kapıyı kapattı, etrafına bir göz attı.  Demek burada yaşıyordu. Nereden baksan beş-altı sene oldu görmeyeli diye düşündü. Zaman değiştirmemişti onu. Öfkeliydi belki o zamanlar, şimdi dinmişti. Üç katlı binanın ikinci ziline basmak için hazırlandı. O tanıdık ismi aradı. Yoktu. Yerine mavi gömleği ve siyah ceketiyle sabahın erken vakti arabasına atlayıp işine giden tıraş kokulu bir adamın ismini gördü. İsteksizce bastı. Bir süre ses gelmedi. Sonra açıldı otomatik kapı. İlk adımın apartman boşluğundaki tok sesi, bir kız çocuğunun sevimli sesine karıştı.   -           -  Kim o? Cevap vermeden tırmandı merdivenleri. -             -  Kimmiş kızım? Onun sesiydi. Durdu. Yutkundu. Bir adım daha, yavaşça devam etti. Ufak sohbetini dinledi küçük kız ve annesinin. Kata var...

28 ARA PAZ PAZ MÜZ

Merhaba, iyi pazarlar. Ben buralardayım. Spotify'ı fulledim, siz de verin 10 lira para mı bu devirde. Gideyim bir kahve koyayım. Çağrı evine dön artık. Özledik.  Ben buralardayım bu  gece, sorusu olan sorsun. Sonra vay efendim kem küm yok. Şarkılar da bu aşağıdakiler. Kadın sesi güzel. Duymak için kavga bile ediyoruz bazen. Yalan mı? Gideyim bir kahve koyayım. Kadın evine dön artık. Özledim.

Pasolig'e hayır!

Sağ tarafta çok iyiydi, övünmezdi ama biliyordu. Tazı derlerdi ona. Takım ataktaydı sağda yerini almıştı yine her zamanki gibi. Delicesine bir gayretle koşuyordu, koşmuyor adeta kaçıyordu. Kaçmıyor adeta uçuyordu. İşte en iyi duran top kullanan oyuncusu serbest vuruş kullanıyor takımın. Ne büyük şans. Gerildi, vurdu… Az farkla, kafası ellerinin arasında onun da. Kendi kaçırmış gibi üzüldü.  Ne çok yoruldu bugün ama değiyor doğrusu, neredeyse öne geçecekler. Bir atak daha. Tecrübeli hücum oyuncusu direğe attı bu defa. Birazcık daha şansa ihtiyaç var diye düşündü. “Olsun!!” diye bağırdı, kendi coşkusunu yansıtmaya çalıştı. Tribünler de sanki bu günü beklemişlerdi. Bir saniye olsun oturmamışlardı. Gelecek zaferin şarkıları başlamıştı şimdiden. Buna bayılıyordu, yüzlerce insanın yürekten bağırışlarının titreşimini boğazında hissetmek çok güzeldi. Son bir atak daha. Maç bitti. Çok çalışmışlardı bugün. O da. Hak etmişlerdi galibiyeti, yüzünden okunuyordu her bir taraftarın haksızl...