Kayıtlar

27 MAR PAZ PAZ MÜZ

          Askerlik de bitti. Kuradan yedek subaylık çıkınca “goomutanım” olduk onlarca gencin gözünde. Askercilik oynadık bir yıl, en sonunda hissettiğim tek şey; “umarım vatana faydam olmuştur” oldu, soğuk ve resmi bir düşünce. Azıcık üzüldüm ayrılınca tabi, akranlarıma göre şanslı bir yerdeydim, Eskişehir güzel şehir. Buradan tüm akrabalarıma ve ilkokul arkadaşlarıma selam gönderiyorum, gidin, ziyaret edin bu küçük Avrupa şehri görünümlü İç Anadolu şehrini. “Yazmıyorsun bloga hiç!” demişsiniz ama “yazdım ben… aaa gitmemiş mesajlarım :s internetim kötü ondan!?” Şaka bir yana, yazmadım üzgünüm ama sorun bir neden yazmadım. Pazar pazar müzik dinlemedik pek zamandır, şu sıralar elimde caz var dinlerseniz, iş görüşmeleri var giderseniz.  Caz soğuk ama girince alışıyorsun.  Here are the nominees for 27th of March PazPazMüz.  (zarf açma sesleri...) Dingin pazars.

Araf

Resim
Sizi biraz sıkmaya geldim, zira sabahtan beri aynı şarkıyı dinlenebilecek her saniyedir dinliyor ve söylüyorum. Gün yarına dönmüşken benden yaratıcılık beklemek çok da mantıklı olmayacaktır sevgili dostlarım. Öncelikle bir şeyi aşağıda okuyacağınız kanıtla da ortaya koymak isterim. Ben, kırmızı başlıklı, hala partilere katılamamış olsam da, varım cidden gerçeğim. Her gerçek kız kadar hatalı, kalın kafalı, takıntılı, bilmeceli bulmacalı.. Kalbin işine bak yüzüne bakamaz Ağlar durur sen uyurken tanıdık mı? Tanımadıysak devam edelim; kendimi bildiğimden beri burnumun dikine giden ben, gidiyorum olduruyorum derken istekleri uğruna o koca burnu Michael Jackson ebatlarına getirip sonunda kaybetmiş bulunmaktayım. Oldururken öldürdüm bir şeyleri, birilerini, beni. Bihteri. (İçimdeki çocuğu da ben öldürdüm peder!) Yalnız olamayan böyle mi yapar dersen Anlarım. İyi de bu hiç aklıma gelmemişti ki. Kimse söylemedi kendi yolunda giderken şehirleri de köyleri de yanımdan gelenleri de...

Kısa

Her sigara son nefesle bitecek diye bir şey yoktu. Bazen paketten birini çeker bir öpücük kondurup küllükte unuturlardı. Nefes olmak isterken kül olurdu tekler. Bitince farkederdi tiryaki. Belki konuşurken, belki dalgınlıkla unuttuğu küle bakıp bi an üzülür, sonra bir tane daha öperdi.  Kül uçar, tiryaki kalırdı
Resim
 Hayatımdaki ilk karşıt görüşler bir şeyi istersem olup olmayacağına yönelikti. Ananem neriman bir şeyi çok istersem olacağını söylerken, babanem neriman bir şeyi çok istersem olmayacağını savunuyordu. Bana dua etmeyi, inanmayı öğretmiş bu iki insandan hangisine inanacağıma asla karar veremedim. Yaş oldu 25 ben hala bir şeyi isterken büyük bir ikilem içindeyim.   Buraya nereden mi geldim?   Kar yağsın istiyorum. O kar buz gibi düştükçe ısınacakmışım gibi geliyor. Çocukken görmek için bütün kış ettiğim dualar geliyor aklıma. İnsanın bakışları büyümüyor. Şimdi baksam beş yaşında ne göreceksem onu görücem biliyorum ve görürken o küçük kızın içine geri dönüyorum. Sonra tıpkı o küçük kız gibi kafam karışıyor, korkuyorum. Çok isteyince oluyor muydu? Olmuyor muydu yoksa?  Neyse. Hafif kırık hafif havadar bir şarkıyla sizleri baş başa bırakıyorum. Ayrıca çok isteyince oluyor diyenler NERİMAN1, yok olmaz diyenler NERİMAN2 yazıp kendi nerimanını destekleyeb...

(Bölüm-1 )

Resim
Daha 32 yaşında başarısız iki evlilik geçirmişti bile. Gerçi bir tanesi o kadar başarısız sayılmazdı. Nereden baksan yüzde kırk başarılıydı. Yine de tatile bu başarıyı kutlamak için gelmemişti. Övünmeyi sevmezdi. Öyle çok hovarda bir adam değildi. Sadece elde edemeyeceği kadınlara aşık olurdu ve onların peşini ancak elde edemeyeceği başka bir kadın için bırakırdı. Otelleri severdi. Farklı şehirlerdeki aynı evler. Temiz, düzenli, tek kullanımlık. Bir otel odasının sizi şaşırtması çok zordur. Tek gecelik kadınların da öyle. Bu yüzden burada geçireceği sürenin onu şaşırtmasını beklemiyordu. Kadınlar ile olan ilişkisi gibi, tüm insan ilişkilerinde de doğru mesafede asla duramıyordu. Aradaki bağların yarattığı kuvvetli gelgitler nedeniyle, hep olması gereken yerden ya biraz uzak ya da yakındı. İlişkileri iki şekilde işliyordu. Ya çok sıcak ve ayrıntılı, ya da buz gibi ve bulanık. Doğru yerde doğru zamanda bulunmak, doğru zamanda doğru şeyi söylemek, aynı anda aynı şeyi hissetmek ne ...

Olmasam?

Resim
Küçük şeylerle mutlu olan insanlar sınıfındanım. Tıpkı o insanlar kadar da küçük. Yazın mucize gibi yağan, yaprakların üzerinde yol olup, ince gri toz örtüsünde yol yol akan yağmur damlalarına da gülümserim, kışın çıplak dalları kristal açmış gibi şenlendirenlere de. Kağıttan yaptığım gemileri aklımın bir köşesinde yüzdürdüğümde de mutlu olurum, gideceğim yere 20 dakika geç götüreceğini bildiğim vapura bindiğimde de. Sonra düşünürüm, ben olmasam yüzmez mi kağıttan gemiler? Vapurlar daha mı hızlı varır gidecekleri yere? Yazın yağan yağmurlar silmez mi yine yaprakları? Kışın ağaçlar kristal açmaz mı? Yani kısaca ben, tüm bu mutluluklarda daha da küçük görünmez miyim her birine? Sorularıma cevap verdiyseniz bir sonraki bölüme geçebilirsiniz. Hepinize benden 100 (Yazıyla: Yüz)

Prag'da 4 gece nasıl olmalı!

Resim
Bu aralar yoğunum.. Yoğun derken öyle böyle değil.. Fena yoğunum.. Yorgunum da üstelik.. Hayat yordu beni gibi klişe, büyük laflar edecek değilim. Yorgunum çünkü bir şeylerin başlangıcı yorucu oluyor. Neyin başlangıcı falan, sallayın o kısmı. Şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum, öyle içimden geldi. Bir de Cuma günü İsveç'e uçmuş ve bugün Türkiye'ye dönmüş olacaktım (sevdiceğimle) ama uçak biletini yaktık, yandı bitti kül oldu. Madem gezemedim göremedim, o vakit geçmişte gezip gördüklerimden yazayım dedim. Keyif alırsınız belki diye..  --Okuyun valla keyifli :) Şimdi... Genç arkadaşlarım ve 25 yaş sendromlu arkadaşlarım, bir de benim gibi 30'una çeyrek kalmış, yaşlandığını sananlar çetesi. Durum, tam olarak şöyle... Bugün ki gezimiz Prag'a olsun... Benim en sevdiğim şehir, Çek Cumhuriyetinin güzide ili.. PRAHA - PRAG - PRAGUE Kışın Prag Rengimiz gri, ruh halimiz gotik, kültürümüz pagan, içimiz sıcak, montumuz kalındır Prag'da. Öyle kalın dediğime ...