Kayıtlar

Resim
 Hayatımdaki ilk karşıt görüşler bir şeyi istersem olup olmayacağına yönelikti. Ananem neriman bir şeyi çok istersem olacağını söylerken, babanem neriman bir şeyi çok istersem olmayacağını savunuyordu. Bana dua etmeyi, inanmayı öğretmiş bu iki insandan hangisine inanacağıma asla karar veremedim. Yaş oldu 25 ben hala bir şeyi isterken büyük bir ikilem içindeyim.   Buraya nereden mi geldim?   Kar yağsın istiyorum. O kar buz gibi düştükçe ısınacakmışım gibi geliyor. Çocukken görmek için bütün kış ettiğim dualar geliyor aklıma. İnsanın bakışları büyümüyor. Şimdi baksam beş yaşında ne göreceksem onu görücem biliyorum ve görürken o küçük kızın içine geri dönüyorum. Sonra tıpkı o küçük kız gibi kafam karışıyor, korkuyorum. Çok isteyince oluyor muydu? Olmuyor muydu yoksa?  Neyse. Hafif kırık hafif havadar bir şarkıyla sizleri baş başa bırakıyorum. Ayrıca çok isteyince oluyor diyenler NERİMAN1, yok olmaz diyenler NERİMAN2 yazıp kendi nerimanını destekleyeb...

(Bölüm-1 )

Resim
Daha 32 yaşında başarısız iki evlilik geçirmişti bile. Gerçi bir tanesi o kadar başarısız sayılmazdı. Nereden baksan yüzde kırk başarılıydı. Yine de tatile bu başarıyı kutlamak için gelmemişti. Övünmeyi sevmezdi. Öyle çok hovarda bir adam değildi. Sadece elde edemeyeceği kadınlara aşık olurdu ve onların peşini ancak elde edemeyeceği başka bir kadın için bırakırdı. Otelleri severdi. Farklı şehirlerdeki aynı evler. Temiz, düzenli, tek kullanımlık. Bir otel odasının sizi şaşırtması çok zordur. Tek gecelik kadınların da öyle. Bu yüzden burada geçireceği sürenin onu şaşırtmasını beklemiyordu. Kadınlar ile olan ilişkisi gibi, tüm insan ilişkilerinde de doğru mesafede asla duramıyordu. Aradaki bağların yarattığı kuvvetli gelgitler nedeniyle, hep olması gereken yerden ya biraz uzak ya da yakındı. İlişkileri iki şekilde işliyordu. Ya çok sıcak ve ayrıntılı, ya da buz gibi ve bulanık. Doğru yerde doğru zamanda bulunmak, doğru zamanda doğru şeyi söylemek, aynı anda aynı şeyi hissetmek ne ...

Olmasam?

Resim
Küçük şeylerle mutlu olan insanlar sınıfındanım. Tıpkı o insanlar kadar da küçük. Yazın mucize gibi yağan, yaprakların üzerinde yol olup, ince gri toz örtüsünde yol yol akan yağmur damlalarına da gülümserim, kışın çıplak dalları kristal açmış gibi şenlendirenlere de. Kağıttan yaptığım gemileri aklımın bir köşesinde yüzdürdüğümde de mutlu olurum, gideceğim yere 20 dakika geç götüreceğini bildiğim vapura bindiğimde de. Sonra düşünürüm, ben olmasam yüzmez mi kağıttan gemiler? Vapurlar daha mı hızlı varır gidecekleri yere? Yazın yağan yağmurlar silmez mi yine yaprakları? Kışın ağaçlar kristal açmaz mı? Yani kısaca ben, tüm bu mutluluklarda daha da küçük görünmez miyim her birine? Sorularıma cevap verdiyseniz bir sonraki bölüme geçebilirsiniz. Hepinize benden 100 (Yazıyla: Yüz)

Prag'da 4 gece nasıl olmalı!

Resim
Bu aralar yoğunum.. Yoğun derken öyle böyle değil.. Fena yoğunum.. Yorgunum da üstelik.. Hayat yordu beni gibi klişe, büyük laflar edecek değilim. Yorgunum çünkü bir şeylerin başlangıcı yorucu oluyor. Neyin başlangıcı falan, sallayın o kısmı. Şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum, öyle içimden geldi. Bir de Cuma günü İsveç'e uçmuş ve bugün Türkiye'ye dönmüş olacaktım (sevdiceğimle) ama uçak biletini yaktık, yandı bitti kül oldu. Madem gezemedim göremedim, o vakit geçmişte gezip gördüklerimden yazayım dedim. Keyif alırsınız belki diye..  --Okuyun valla keyifli :) Şimdi... Genç arkadaşlarım ve 25 yaş sendromlu arkadaşlarım, bir de benim gibi 30'una çeyrek kalmış, yaşlandığını sananlar çetesi. Durum, tam olarak şöyle... Bugün ki gezimiz Prag'a olsun... Benim en sevdiğim şehir, Çek Cumhuriyetinin güzide ili.. PRAHA - PRAG - PRAGUE Kışın Prag Rengimiz gri, ruh halimiz gotik, kültürümüz pagan, içimiz sıcak, montumuz kalındır Prag'da. Öyle kalın dediğime ...
Benim canım yanar gardaş. Hem de nasıl yanar içerden içerden. Söyleyemem de. Ölürüm biraz.  Acı aşırıya kaçtığında ayakta kalabilmek için biraz ölmek gerekirmiş.  Bu kadar kolay değil ya. Hiç olmadı. 

Days of our lives

Resim
 Bugün günlerden salı. Son bir kaç günün aksine içimde isyan olarak ortaya çıktığını düşündüğüm bir sakinlikle uyandım.   Hava puslu bu aralar. Her ne kadar alıştığım yazları özlesem de, doyamamış hissetsem de, eylülün sevdiğim zamanlarına geliyoruz. Henüz sıcağından vazgeçmemiş tenimde rüzgarı, bulutların grisini hissetmek hoşuma gidiyor. Bu yüzden ne kadar üşüyeceğimi bilsem de yatak odamın camını açık bırakıyorum yatarken. Uykunun getirdiği sıcaklıktan ayılırken soğuk hava yanaklarımı karıncalandırıyor. Bu da beni sapıkça mutlu eden gündelik zevklerimden sayılabilir.   Geç kaldım yine bu sabah ama bu bende ne bir telaş, ne de bir hata yapmışlık duygusu uyandırmadı. Zaman mefhumum bana ait bugün. Kimseyi ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Yatağımda yavaşça doğrulup, sanki sıcaklığını test etmek için suya uzanır gibi parmak uçlarımla dokundum zemine.(Benim küçük enteresan mutluluklarım).   Ayılmam gerekiyordu. Kendime göre fazla sakindim. Yüzüme vurduğum soğuk su ...

Süper babane

 Neriman hanım. 90 yaşında. Zamanında 1.50 olan boyu yaşla beraber biraz daha eğrilmiş, küçük elli, küçük ayaklı, büyük hanım.   Kendisi babanem olur. Ben de bayram sonrası babanesini ziyarete gelen bir hayırlı kırmızı başlıklı kız.  Ancak kendisini ihmal ettiğimi düşünüyor olacak ki duvardan duvara vurdu beni az önce pamuk babanem.  Önce babamla başladı: -Ali? Yaşlandın mı sen? (Ali 59 yaşında) - Yok anne aynıyım işte. (Ali daha bayramda annesinin elini öpmeye gelmiş mevcut yaşından haberdar etmişti oysa) - Yok yok bir sırtın eğrilmiş senin.  - ?!! (Zavallı ali)  - Sen de bana benzedin Ali. Saçların ağarıverdi hemen. Yüzün çöktü. O pufur pufur saçlar püf. Yok. Gitmiş. E. Buna da şükür napıcan.  - Kilo da almışsın.   Güldüm babamın o haline. Gülmez olaydım. Nereden bileyim ibreyi bana doğrultmakla kalmayıp kafamda paralayacağını? NEREDEN BİLEYİM? - Pınar. Tatil yaramış sana. Yüzün güzelleşmiş. Dışarı çıkamadın heralde güneş falan da göre...