Kayıtlar

Prag'da 4 gece nasıl olmalı!

Resim
Bu aralar yoğunum.. Yoğun derken öyle böyle değil.. Fena yoğunum.. Yorgunum da üstelik.. Hayat yordu beni gibi klişe, büyük laflar edecek değilim. Yorgunum çünkü bir şeylerin başlangıcı yorucu oluyor. Neyin başlangıcı falan, sallayın o kısmı. Şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum, öyle içimden geldi. Bir de Cuma günü İsveç'e uçmuş ve bugün Türkiye'ye dönmüş olacaktım (sevdiceğimle) ama uçak biletini yaktık, yandı bitti kül oldu. Madem gezemedim göremedim, o vakit geçmişte gezip gördüklerimden yazayım dedim. Keyif alırsınız belki diye..  --Okuyun valla keyifli :) Şimdi... Genç arkadaşlarım ve 25 yaş sendromlu arkadaşlarım, bir de benim gibi 30'una çeyrek kalmış, yaşlandığını sananlar çetesi. Durum, tam olarak şöyle... Bugün ki gezimiz Prag'a olsun... Benim en sevdiğim şehir, Çek Cumhuriyetinin güzide ili.. PRAHA - PRAG - PRAGUE Kışın Prag Rengimiz gri, ruh halimiz gotik, kültürümüz pagan, içimiz sıcak, montumuz kalındır Prag'da. Öyle kalın dediğime ...
Benim canım yanar gardaş. Hem de nasıl yanar içerden içerden. Söyleyemem de. Ölürüm biraz.  Acı aşırıya kaçtığında ayakta kalabilmek için biraz ölmek gerekirmiş.  Bu kadar kolay değil ya. Hiç olmadı. 

Days of our lives

Resim
 Bugün günlerden salı. Son bir kaç günün aksine içimde isyan olarak ortaya çıktığını düşündüğüm bir sakinlikle uyandım.   Hava puslu bu aralar. Her ne kadar alıştığım yazları özlesem de, doyamamış hissetsem de, eylülün sevdiğim zamanlarına geliyoruz. Henüz sıcağından vazgeçmemiş tenimde rüzgarı, bulutların grisini hissetmek hoşuma gidiyor. Bu yüzden ne kadar üşüyeceğimi bilsem de yatak odamın camını açık bırakıyorum yatarken. Uykunun getirdiği sıcaklıktan ayılırken soğuk hava yanaklarımı karıncalandırıyor. Bu da beni sapıkça mutlu eden gündelik zevklerimden sayılabilir.   Geç kaldım yine bu sabah ama bu bende ne bir telaş, ne de bir hata yapmışlık duygusu uyandırmadı. Zaman mefhumum bana ait bugün. Kimseyi ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Yatağımda yavaşça doğrulup, sanki sıcaklığını test etmek için suya uzanır gibi parmak uçlarımla dokundum zemine.(Benim küçük enteresan mutluluklarım).   Ayılmam gerekiyordu. Kendime göre fazla sakindim. Yüzüme vurduğum soğuk su ...

Süper babane

 Neriman hanım. 90 yaşında. Zamanında 1.50 olan boyu yaşla beraber biraz daha eğrilmiş, küçük elli, küçük ayaklı, büyük hanım.   Kendisi babanem olur. Ben de bayram sonrası babanesini ziyarete gelen bir hayırlı kırmızı başlıklı kız.  Ancak kendisini ihmal ettiğimi düşünüyor olacak ki duvardan duvara vurdu beni az önce pamuk babanem.  Önce babamla başladı: -Ali? Yaşlandın mı sen? (Ali 59 yaşında) - Yok anne aynıyım işte. (Ali daha bayramda annesinin elini öpmeye gelmiş mevcut yaşından haberdar etmişti oysa) - Yok yok bir sırtın eğrilmiş senin.  - ?!! (Zavallı ali)  - Sen de bana benzedin Ali. Saçların ağarıverdi hemen. Yüzün çöktü. O pufur pufur saçlar püf. Yok. Gitmiş. E. Buna da şükür napıcan.  - Kilo da almışsın.   Güldüm babamın o haline. Gülmez olaydım. Nereden bileyim ibreyi bana doğrultmakla kalmayıp kafamda paralayacağını? NEREDEN BİLEYİM? - Pınar. Tatil yaramış sana. Yüzün güzelleşmiş. Dışarı çıkamadın heralde güneş falan da göre...

Nefes

Saat 00.17 Yatağın serbest kenarında dizlerine sarılmış oturuyordu. Koridorun sonundaki ardiyenin ışığını açık bırakmıştı, her huzursuz gecede yaptığı gibi. Babasının aldığı gece lambası belki huzursuzluğunu farkeder diye dokunmazdı ona böyle akşamlarda. Ne de olsa babasının kızıydı, eğer bir gün burnu düşerse, gerekirse herkesi burunsuz doğduğuna ikna eder, yine de olanları saklamaya çalışırdı.  Günlerdir konuşmamışlardı. Bu nasıl bir uzaklaşmaktı? İşin kötüsü insanlar uzaklaşırken veda etme girişiminde de bulunmuyorlardı.   Daha sıkı sarıldı. Ah şu dizlerde de bi çift kol olsaydı. Bi sarılsalardı.  "Ne dizi be?!"dedi içindeki ses. "Dizin sarılsa bu sinirle onun kollarını kırardın  sen." Haklıydı.  O sarılsındı.  Bir şeyleri yeğlemek konusunda hırçındı. Hele ki onun yerini tutmaya kalkacak her şeye düşmandı.  Zamanın muhasebesini yaparken gelmişti yine bu hale. Bir insan geçirdiği zamana hem bu kadar hayran kalıp hem de...

12 TEM PAZ PAZ MÜZ

Resim
Merhaba çok sevgili dostlarım, uzun zaman oldu görüşemedik. Hayatın yeni bir dönemi, yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ev, yeni insanlar… Ev kurmak zor, bilen bilir; az kullanılmış L koltuk (bir kaç yerinde sigara yanığı var), sadece 7 ay kullanıldı-marangoza özel sipariş edildi gardırop (kapakları kapanmadı), "abi bu makina bosch sorun olursa benim teknik servisim var hemen baktırırım" çamaşır makinası(15 adet tişörtler acaba temiz mi tedirginliği ile koklayarak işe gidilen sabah), yok efendim zigon takımı(pazarlık payı vardır) derken ikinci eli, şöyle bir elimden geçirdim.  Bitti mi, hayır. Perde şu renk mi olsa bu renk mi olsa, (cenaze yeşili oldu), e yemeklik alışveriş yaptım(evde ocak yok), ulen servisin güzergâhı akşamkinden farklıymış (servisi 3 gün üst üste kaçırdı) bu koltukta uyunur birkaç gün (omuriliğine saplanan demirle uyandı) gibi farklı bir dönem yaşanmaya devam ediyor. E keyfim yerinde bunlar haricinde umarım da olmaya devam eder. Sizin de olması...

Uyantı

Salı  Ne biçim gündür şu salı. Pazartesiden kopmuş cumaya uzak. Hoş cumanın da bi numarası yok aslında. Cumartesinin hayali mutlu eden.  Saat 06.59 "Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir örümceğe dönüşmüş olarak buldu..." Oysa gözlerini her sabah olduğu gibi alarmın ilk vuruşundan saniyeler önce açmış, adeta sevgilisinin uyanışını görmek isteyen bir aşık azmiyle dijital ekrana bakıyordu.  Acı bir çığlıkla uyandı sevgili. Tuttu hemen ve yapılması gereken her şeyi ışık hızıyla yaptı.  E onca sabahın hatrı vardı. Ya ne yapacaktı? "Geçti" dedi yatakta doğrulurken. "Sabah oldu ve ben uyandım.Yanındayım." Sakinleşti sonra zaman. Hatta soğuk suyu yüzünde, süzüldüğü yere kadar dirseklerinde hissettiğinde, kahve makinesinin yaydığı koku burnundan ciğerlerine yürüdüğünde adeta durmuştu zaman. Görmeyince bilmezsin ya hani. Öylesine durdu işte.  Giyinmek için yatak odasına döndüğünde tekrar baktı saate. Bıraktığı gibi. Bırak...